---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Çanakkale Şehitlerine…
18 Mart Çanakkale’de dedelerimizin canlarını ortaya koyarak kazandığı zaferin 94.yıldönümü. Cephenin 8 metreye kadar düştüğü mesafede ön saflarda ölenlerin yerine arkadan gelenler 3dk sonra öleceklerini bilerek Allah Allah nidalarıyla geçiyorlardı.Bu ruhtur Çanakkale’de zaferi getiren.Türkü,kürdü,lazı,çerkezi hepsi ama hepsi birlikte göğsünü siper etmiş bu vatan topraklarına. Bu gün onları anlamak çok zor bizler için. İstiklalini bilmeyen istikbalini düşünemiyor. İşte o günlerde yaşananları İstiklal Şairimiz M.Akif Ersoy kaleme alıyor. Biraz uzun ama bu destanı okumak yaşamaktan kolay olmalı. Çoğumuz okumuştur ama Lütfen sonuna kadar bir kere daha okuyun…
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle ‘bu: bir Avrupalı’
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Avusturalya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer…
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’â mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te’sis-i İlahi o metin istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedi serhaddi;
‘O benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme’ dedi.
Asım’ın nesli…diyordum ya…nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
‘Gömelim gel seni tarihe’ desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
‘Bu, taşındır’ diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…
Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın…Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.
Mehmet Akif ERSOY


” Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!”
deneme
Cevabınızı yazınız!
BİLİŞİM TEKNOLOJİLERİ »
Sitemin PageRank’ı Kaç? – Google PageRank Sorgulama
Bildiğiniz üzere Google Amca‘nın siteleri arama sonuçlarında listelerken kullandığı bir çok algoritma var. Fakat Google Pagerank adı verilen bu puanlandırma sistemi, Google Amca‘nın en sevdiği sıralama kriteri olarak günümüzde hala önemini korumaktadır.
Web sitelerinin pagerank puanını …
FİLİSTİN-PALESTİNE »
Kurtlar Vadisi Filistin Ne Zaman Vizyona Girecek? – Fragman
En son yaşanan Filistin savaşından sonra Pana Film şirketinin Filistin isimli sinema filmi çekme kararından sonra herkes merakla beklemeye başlamıştı. Filistinde ve Marmaray gemisinde yaşanan insanlık dramını konu alan filim çok tutulacağa benziyor. Gelelim filmin …
KLAVYEDEN DÖKÜLENLER »
Hayrettin Metrobüs Reklam Filmi – Video İzle
Geçen haftalar Vataş Şaşmaz‘ın oynadığı metrobüs reklamı bir hayli alay konusu olmuştu. Halk içinde dilden dile dolanan bu reklam neden Hayrettin‘in kulağına gitmesin ki?
Vatan Şaşmaz‘ın oynadığı reklam filminde metrobüsler bomboştu ve rahat bir yolculuk yapılıyordu. …
Categories
Tag Cloud
Archive
Bağlantılar
Blog Bilgi